küçük burjuva destanı
yıldızların bile gözükmediği
metropolün çakma gecesinde,
özlüyorsan gürültüsünü dahi şehrin,
bir hatıra,
zamanını anımsamadığın
bir hatıra,
mekanını bulamadığın
bir hatıra,
hakkında hiçbir halt hatırlamadığın
yeter de artar
dört duvarla yoldaş olmana.
üstelik açıksa penceren,
hele bir de yağmur yağıyorsa
yalıtılmışlık vaktinde tüm evrenin,
bir köpeköldüren açarsın,
tek bir konuyu işleyen müfredatı
tekrar tekrar çalışırsın.
yaşan(a)mamışların geçitinde,
epik bir kahraman gibi durup ucunda
atılan taşın hiç durmadığı uçurumun,
romantik bir küçük-burjuva destanı oynarsın,
ta ki şişenin dibi vurana kadar.
yine de gecenin nemli kokusu
yolda olanın elçişi olarak,
zat’ınızın karşısına çıktığında
zevali kendine kesersin.
çileciydin tabi evvelden,
boş bulduğun yere sızarsın.
madem ki tatmışsın geceden yalnızlığı,
karanlığın en koyu olduğu vakti de bilirsin,
şafağın kokusu duyulsa ne yazar
getireceği varsa eğer
daha fazlasını götürecektir deyip geçersin.