Aşkın Mantığı

Öncelikle belirteyim, ne aşkı formülize etme ne de onu bir kalıba sokma çabam var, ki bu aşka yapılmış en büyük ihanet ve mantıksızlık olurdu. Amacım, hep beraberce aşkın mantığı üzerine felsefe yapmamıza önayak olmak. Hadi bakalım..

Hep dayatılan bir efsanedir, “Aşkın Mantığı Yoktur!”

Oysaki aşk, derinsel ve bütünsel açıdan o kadar mantıklı ve karmaşıktır ki, biz her gün kolayca “Hmm, mantıklı!” dediğimiz olgularla karşılaştırdığımızda aşkın mantıklılığı üzerine bir boşluğa düşüyoruz ve birçok zaman kolaya kaçıp “Ya aşk güzel ama mantıksız” deyiveriyoruz.

Ama “aşk” mantıklıdır.

Aşkın üzerine konuşmak için, aşkı olgusal bir biçimde tanımlamak zorundayız. En kabaca, iki kişinin kalplerini birbirine “ama”sız açması olarak ele alalım.

Günümüz toplumunun bireyini düşünelim ve onun toplumdaki yerini, milyonlar içindeki yalnızlığını hesaba katalım. Statüsü, cinsiyeti, milliyeti, dini, geliri, ailesi, okulu bu çarpık sistem içindeki bu dışsal faktörlerin onu hep sınırlaması.

Öğretmeniyle, bilgi vermek ve almak isteyen iki birey olarak değil de bilgi verdiği için para alan biri ile bilgi aldığı için yatırım olarak görülen diğer birey olarak ilişki yaşamak.

Liseden itibaren, “aşk”ları çıkma tadında, en lüks restoranlarda yemek yemek olarak algılamak.

Onlarca “dost”‘un arasında “açıklarını” saklamaya çalışmak ve konumunu korumaya çalışmak.

İlişki içinde egemenlik mücadelesine girmek ve ilişkiye yön vermeye çalışmak, dolayısıyla kalbini açamamak.

Yani mutlak yalnızlık ve yapmacıklık.

Ve bu döngüyü kıran en önemli olgulardan biri, Aşk!

Aşık olunca, gözünün o insandan başkasını görmemesini mantıksız olarak nitelendirirler. Niye ki? Yukarıda bahsedilen koşullarda yaşayan insan için ( ki bi bu toplumda yaşıyoruz) bu döngüyü kırma mutluluğu neyle karşılaştırılabilir? Döngünün parçası olan diğer şeylerin ne anlamı kalır ki aşkın karşısında?

Karşındakiyle bir olma, yani kendin olma! Kendini ona açabilmen ve onun sana kendisini açabilmesi! Böyle olma isteği en mantıklı istektir, çünkü bu insanın özgürlüğüdür, kendisi tam kapasite ifade edebilmesi ve hayatı yaşayabilmesidir.

Ya da aşık olununca yapılan saçma gözüken hareketler? Mesela, sahilde tek ayak üzerinde denize düşme tehlikesini göze alarak yürümek, kendi kendine dans etmek, durup durmaksızın gülümsemek! İşte bu çok mantıklıdır, çünkü rutin hayat kırılmıştır ve yeni bir dünya açılmıştır. Yapılan rutin işlemlerden kurtuluşun habercisidir, bu belirtiler! Yürekten gelen isteklerin, statü kaygısıyla törpülenmemesidir!

Aşk, kalplerimizdeki duvarlardan kurtarır bizi, özgürleştirir. İkiyi bir eder ve bizim tüm kapasitemizi kullanmamızı sağlar. Mutlak yalnızlığımızı kırar..

Ben konuyu böyle başlattım, değinmek istediğim değneğin diğer ucu da şu:

Aşkı mantıksız olarak nitelendirenler, aşkın kefenini dikenlerdir. Çünkü ne zaman aşkı mantıksız olarak nitelendirirseniz, onun için mantıklı şekilde emek göstermeyi de reddedersiniz. Evet, aşk emek ister. Kalpleri açtıktan sonra onları açık tutmak emek ister, efsanelerdeki gibi her şey güzel olmaz. Sorunlar çıkar, hem de büyük sorunlar işte bu sorunları aşmak ve aşkı daha da güçlendirmek için aşkın mantığını anlamak gereklidir, bence.. Bu mantığı anlarsak, bir ömür boyunca aşkımızı yaşatabiliriz. Aşkın bir yıl bile sürmediği yalanı ise tembellerin ya da korkakların uydurmasıdır.

“Aşkın Mantığı” için 1 Yorum yapılmış.


  1. 1 Doqan 21 Ekim 2008 06:29

    Askı su zamana kadar tanımlayamadım ama qercekten kafamda olupta yüzeye cıkamayan tanımı burda gördüm tebrik ederim we tesekekür ederim qercekten benim içimde rahatladı ask konusunda korkuyla yasamak kötü o zaman hiç yasamıcaksın ;)

Yorum yapın