her gün kahvaltıdan önce seviyorum de bana

Mavi Tüylü Ama Pembe Sesli Karga

Bir melodi mırıldanılıyor, hafif ama sessiz değil, hüzünlü ama ümitsiz değil. Kaldırıyor yatağından onu ve ışığı kıran buz camların ardından usulca çalıyor kalbini, alıp götürüyor geçmişin haşmetli ve bir o kadar da uzak hatıralarına. Bir sigara nefesi ve işte ilk tanışmaları, bir öksürük ki sarsan ciğerlerini – ilk tartışmaları -, bir bakış buzlu camın ardına – aşık oluşları – ve kapı çalıyor – ayrılmaları-. Gitmek zor kapıya, kim olacak ki diyor zaten bu saatte. Saat, ayrıldıkları saat hala ve bu saatte kimse gelmez buraya. Düşman saflarına giriyor, sürünerek gitmeli bu yoldan, yalnızlığın zayıflığındır, göstermemeli yaranı kimseye ve adımlarını saya saya varıyor kapıya. Tokmağı çeviriyor ve yokluğun gölgesi düşüyor üstüne. Dışarıda kimse yok, zil yok, kapı yok, nihayetinde dışarısı yok. Ambargo altında bir yüreğin maliği olarak nasıl da kıvançlı bir görseniz, bilemezsiniz efendim bilemezsiniz, onu o halde görmeden hiçbir şeyi hissedemezsiniz. Çayı demliyor ki vazgeçiyor, suyu ısıtıp sallama çaya terfi ediyor. Hayatını demleme çaydan sallama çaya geçiş olarak betimliyor, demlemek derine inmektir, sallamak ise hızlı ama yüzeyseldir. Aklında belaltına bir ima uyanıyor, tüm camlardan teker teker haykırıyor, ne kadar sallarsan salla son damla düşer donuna. Takan yok, o da yoluna devam ediyor. Duşunu alıyorken, asansör boşluğundan mavi tüylü ama pembe sesli bir karga viyaklıyor, su fazla sıcak, su fazla soğuk, su mavi-pembe, derisi mavi-gözleri pembe, makyajını yaptı, giyinip, gazeteyi alıyor. Gazetede hep aynı haberler, ayrılık ve hüzün; bulmaca çözüyor anahtar kelimede onun isminin üçüncü harfi üçüncü sırada. Kapıyı açıyor ve ardından kapatıyor, dışarısı yok o şimdi uyumaya gidiyor, okulunda ya da işinde, rölantide. Devamı var.

Fizikçinin Aşk Şiiri

tekilliklerin yoğun olduğu yerde
zaman durur.
-fizikte görelelik kuramı-
der ki einstein amca,
ne kadar yoğunsa madde
o kadar büker zamanı.
bir yere varır ki sonunda
yoğunluğu maddenin tekabül eder
hiçliğine zamanın.
aşk da böyle işte,
ondan üç ay önce olduğum yerdeyim
beklerken seni, hayatım geçmekte ama zaman asla!
onun için tekilliklerin yoğun olduğu yerde
bir tekila lütfen
evrenin sonundaki restoranda,
hey barmen -sahi- hesap nerede kaldı?

Not: Bu zırvayı anlamak için biraz fizik biraz da otostopçunun galaksi rehberi bilmek gerekmektedir ya da sallayın kanımca aşık olmanız yetmektedir.

hakkımda bilmediğiniz 5 şey.

yiit pas atmış, bana da yüzde yüzlük gol pozisyonunu değerlendirmek düşüyor. metin vurursa gol olur, vurdu taç… Neyse şöyle,

1) Beyzboldan nefret ediyorum. Nasıl oynandığı konusunda hiçbir fikrim yok ve hayatımda hiç beyzbol maçı izlemedim. Sırf bunlar bile nefret etmem için yeterli.

2) Dünyanın şeklinin geoit olmasıyla sorunum var. En başta köşeli bir şey olsa daha iyi olmaz mıydı? Ayrıca ne kadar iğrenç bir isim o öyle, geoit?!

3) Ejderhaları seviyorum. Zeki, güçlü ve kadim olmaları bir yana en başta delikanlı yaratıklar.

4) İki adet yüksek dozda antidepresan yazdılar bana, bir de yatıştırıcı. Tehlikeli miyim ben? Anormalmişim. Peki, gayet uygundur.

5) Evrenin son yıllarda bilim dünyasındaki popüler görüşte olduğu gibi sürekli genişlemediğine bunun yerine sonsuz olduğuna ikna oldum.

Cuma’yla gittim, dönmeyeceğim.

Sende unuttum kendimi, sen de unuttun beni.

Yani vakit tamam artık,

Bu gün, bu saat, bu dakika kapanır bu dükkan.

Elveda.

Ne ola ki bu?

badelerin diyarından
elimde dünden paslanmış bir kılıç
geliyorum sana
solmuş yaprağın çıtırtısında.

yaşanamamış günlerin anısına
koltukaltlarımda iblis kafatasları
takip ediyorum izlerini
çöl fırtınasının karmaşasında.

prensliğim sınırlarında
ve beynelmilel tüm orta dünyada
haber saldım ejderhalarıma
her dağı eritecekler
ve taşı girmiş aramıza.

ey, uzak ormanların ölümsüz prensesi!
toza dönüşen her vampirin
ve tanrının ve şeytanın
şerrinden düşmemişsem hala eğer
geleceğim
bekliyorsan sen de beni,
at tezekleriyle dolu o yoldan
sisli bir sabah
kuşatmasında kalbinin.

Yarım..

Sone 1

usulca süzülmekte
büyümüş
saç
gözlerinden,
tam da yüreğimi
hedef alarak
gül ucuyla
eros’un oku;
ah,
merak etme sakın
zaten gülecek
yakın
güller açarak..
Okumaya devam et ‘Yarım..’

Orkestra

her şarkıda olan senin,
yanına bir yer buldum kendime

inceden bir bağlama çaldı sesini,
bir keman
gözlerini,
ardından bir kontrbas
çizdi uzaklığını.

akustik gitardan döküldü aşkın,
narin bir ney sesi ile
güzel ruhun;
ve elektrogitar akıttı ötekine
öfkeni.

davul inadını,
kemençe umudunu
haykırdı sahnede.

dedim ya bir yer buldum
dünyanın en büyük orkestrasında
-sende-
kendime.
koltuk numarasını veremesem de
yüreğinin içinde bir yerlerde..

Kaygı..

İyi misin? Böyle habersiz,

Ve korku, birçok şeyden ötürü..

Okumaya devam et ‘Kaygı..’

Ahiret Sorusu

Aşağıdakilerden hangisi intihara teşvik etmektedir?

a) http://www.youtube.com/watch?v=sdUUx5FdySs&mode=related&search=

b) http://www.youtube.com/watch?v=5_dbz4Y9pMU&mode=related&search=

c) hepsi

d) her şey

Doğru cevabı bize ulaştıran O kişiye; sahibinden kullanılmamış, tertemiz bir aşk vaadediyoruz..

Okumaya devam et ‘Ahiret Sorusu’

İntihar veya Her Gün Kahvaltıdan Önce Seviyorum De Bana

Yitik prens kalemiyle melekler kazıdığı tahta masadan başını kaldırdı. Yorulmuş olmalıydı, yüzündeki çökmüş ve umutsuz çehre kuşkusuz ağlayan bir gecenin mirasıydı. “Yeni bir gün daha mı..” diye hayıflandı. Geceleyin perdeleri sıkı sıkıya kapadığına seviniyordu çünkü şu anda yalancı bir güneşe tahammül edebileceğini hiç sanmıyordu. Ruhuna çok ağır gelen başını kollarının arasına alıp masaya dayadı ve dışarıdan gelen ayak seslerini dinlemeye koyuldu. “Evet, kuşkusuz yeni bir gün ve işte işe giden ayaklar..” Okumaya devam et ‘İntihar veya Her Gün Kahvaltıdan Önce Seviyorum De Bana’