Yayınlanma 02 Ocak 2009
Kategori: Aşk
yıldızlar diyorum tanrılarım hani nerede peygamberleriniz
yağmıyorlar artık yalnız gecelerime, yüreğimde bir susuzluk hunhar
bulut çok, ışık çok; yoksunuz artık gökyüzünde
yol haritamın mürekkebi akık, üstüm başım lacivert.
bir başımalığımda tek ebedi demirbaşım üstelik eğreti,
bir sigara, tanrılar kullanır ve
atarlar.
hayır yağmur yok bu gece,
her ümidin afyondur, çıkmaz sokakalara varır elbet
hayır yağmur yok bu gece,
yolunu kaybetmiş gelişler var
hiçbir zaman hedefine varamayan,
pusuda sarp dağların yamacında
celalinin baskınıdır helal olsun
hak edemiyorsan, kaybedeceksin.
hayır yalan yok bu gece
sevdiğin kadar sevilmeyi umuyorsan
acı çektirdiğin kadar çekmelisin,
dökülen her bir gözyaşının hesabını
yüreğinde yakılan ateşin közleriyle ödeyeceksin,
çünkü soğuk ve katı ve şekilsiz bir kalble hala sevemezsin.
sus ve dinle,
artık
susuzluğundan yağmur yağdırmayı öğrenmelisin.
Yayınlanma 02 Ocak 2009
Kategori: Aşk
yıldızların bile gözükmediği
metropolün çakma gecesinde,
özlüyorsan gürültüsünü dahi şehrin,
bir hatıra,
zamanını anımsamadığın
bir hatıra,
mekanını bulamadığın
bir hatıra,
hakkında hiçbir halt hatırlamadığın
yeter de artar
dört duvarla yoldaş olmana.
üstelik açıksa penceren,
hele bir de yağmur yağıyorsa
yalıtılmışlık vaktinde tüm evrenin,
bir köpeköldüren açarsın,
tek bir konuyu işleyen müfredatı
tekrar tekrar çalışırsın.
yaşan(a)mamışların geçitinde,
epik bir kahraman gibi durup ucunda
atılan taşın hiç durmadığı uçurumun,
romantik bir küçük-burjuva destanı oynarsın,
ta ki şişenin dibi vurana kadar.
yine de gecenin nemli kokusu
yolda olanın elçişi olarak,
zat’ınızın karşısına çıktığında
zevali kendine kesersin.
çileciydin tabi evvelden,
boş bulduğun yere sızarsın.
madem ki tatmışsın geceden yalnızlığı,
karanlığın en koyu olduğu vakti de bilirsin,
şafağın kokusu duyulsa ne yazar
getireceği varsa eğer
daha fazlasını götürecektir deyip geçersin.
Yayınlanma 02 Ocak 2009
Kategori: Öylesine
eğer ki yazabilseydim hala,
göz yaşıyla değil artık
histerik kahkalarla,
hele ilkbahar hiç değil
kışın bir sahil kıyısında,
bir söveydim ecdadına
beş kuruşa satılmış dönek dünya
eğer ki yazabilseydim hala.
toplumcu gerçekçi, ikinci yeni ve ahmet usta,
cümlenize hürmetler ama
21. yüzyılın bu postmodern çocuğu
dayanamaz,
sıçar şiirin ağzına.
Yayınlanma 02 Ocak 2009
Kategori: Hayat
anıdır sahaf kitapları,
ama kimse bilmez hangi tozdan
arda kalmış o güzel koku,
unutulmuş
tüm izlerin.dudak payı bırakılan çay,
yarıda söndürülmüş filtresiz sigara
hep çabuk sıkılırdın zaten
artık dönülemez yolların var.
çıkmazlara zaruri muptela
ve yazık ettiğin tüm o adımlar, yağmurla
silinmiş
tüm izlerin.
zamandan azat edilen ses,
dün, bugün ya da yarın değil
dipsiz bir kuyuya atılan taşın
hiç çarpmadığı yerden gelir.
ne senden önce tükenmişliğim,
ne sensizlikte kaybolmuşluğum var.
parşömendeki el yazısı,
mirasyedi bırakılmayacak ardımdan.
bir yetmişlik, bir kitap ve bir arkadaş,
gelecek günlerin vasiyeti,
“güvercin tedirginliği”
korkusuz ve çekingen,
okyanusa yüzen
küçük ama kara
bir balık misali. mlar, yağmurla
silinmiş
tüm izlerin.
zamandan azat edilen ses,
dün, bugün ya da yarın değil
dipsiz bir kuyuya atılan taşın
hiç çarpmadığı yerden gelir.
ne senden önce tükenmişliğim,
ne sensizlikte kaybolmuşluğum var.
parşömendeki el yazısı,
mirasyedi bırakılmayacak ardımdan.
bir yetmişlik, bir kitap ve bir arkadaş,
gelecek günlerin vasiyeti,
“güvercin tedirginliği”
korkusuz ve çekingen,
okyanusa yüzen
küçük ama kara
bir balık misali.
Yayınlanma 02 Ocak 2009
Kategori: Hayat
karanlık sokaklarda ele başları
tek kurşun iki silah
özellikle gece yarıları
bir ölü vardır,
pek çok suçlu.
bir suçluyla bir suçsuzun toplamı
her zaman ikiden
fazla
değmesin elin bana,
hummam dolaşır ara sokaklarda
artı değeri hataların
kuytulara günah çıkartacağım.
şimdilik bir soru işareti koyuyorum sona
uzlaşmaz çelişkilerin çözümü
müthiş bir pandomim ve devrim;
bir sonraki seans,
tüm köşe başlarında.
ara sokaklardaki karanlık-kuytu köşe başları
hepsi yağlı birer burjuva.
Yayınlanma 24 Ekim 2007
Kategori: Aşk
Bir melodi mırıldanılıyor, hafif ama sessiz değil, hüzünlü ama ümitsiz değil. Kaldırıyor yatağından onu ve ışığı kıran buz camların ardından usulca çalıyor kalbini, alıp götürüyor geçmişin haşmetli ve bir o kadar da uzak hatıralarına. Bir sigara nefesi ve işte ilk tanışmaları, bir öksürük ki sarsan ciğerlerini – ilk tartışmaları -, bir bakış buzlu camın ardına – aşık oluşları – ve kapı çalıyor – ayrılmaları-. Gitmek zor kapıya, kim olacak ki diyor zaten bu saatte. Saat, ayrıldıkları saat hala ve bu saatte kimse gelmez buraya. Düşman saflarına giriyor, sürünerek gitmeli bu yoldan, yalnızlığın zayıflığındır, göstermemeli yaranı kimseye ve adımlarını saya saya varıyor kapıya. Tokmağı çeviriyor ve yokluğun gölgesi düşüyor üstüne. Dışarıda kimse yok, zil yok, kapı yok, nihayetinde dışarısı yok. Ambargo altında bir yüreğin maliği olarak nasıl da kıvançlı bir görseniz, bilemezsiniz efendim bilemezsiniz, onu o halde görmeden hiçbir şeyi hissedemezsiniz. Çayı demliyor ki vazgeçiyor, suyu ısıtıp sallama çaya terfi ediyor. Hayatını demleme çaydan sallama çaya geçiş olarak betimliyor, demlemek derine inmektir, sallamak ise hızlı ama yüzeyseldir. Aklında belaltına bir ima uyanıyor, tüm camlardan teker teker haykırıyor, ne kadar sallarsan salla son damla düşer donuna. Takan yok, o da yoluna devam ediyor. Duşunu alıyorken, asansör boşluğundan mavi tüylü ama pembe sesli bir karga viyaklıyor, su fazla sıcak, su fazla soğuk, su mavi-pembe, derisi mavi-gözleri pembe, makyajını yaptı, giyinip, gazeteyi alıyor. Gazetede hep aynı haberler, ayrılık ve hüzün; bulmaca çözüyor anahtar kelimede onun isminin üçüncü harfi üçüncü sırada. Kapıyı açıyor ve ardından kapatıyor, dışarısı yok o şimdi uyumaya gidiyor, okulunda ya da işinde, rölantide. Devamı var.
Yayınlanma 24 Temmuz 2007
Kategori: Aşk
tekilliklerin yoğun olduğu yerde
zaman durur.
-fizikte görelelik kuramı-
der ki einstein amca,
ne kadar yoğunsa madde
o kadar büker zamanı.
bir yere varır ki sonunda
yoğunluğu maddenin tekabül eder
hiçliğine zamanın.
aşk da böyle işte,
ondan üç ay önce olduğum yerdeyim
beklerken seni, hayatım geçmekte ama zaman asla!
onun için tekilliklerin yoğun olduğu yerde
bir tekila lütfen
evrenin sonundaki restoranda,
hey barmen -sahi- hesap nerede kaldı?
Not: Bu zırvayı anlamak için biraz fizik biraz da otostopçunun galaksi rehberi bilmek gerekmektedir ya da sallayın kanımca aşık olmanız yetmektedir.
Yayınlanma 03 Şubat 2007
Kategori: Öylesine
yiit pas atmış, bana da yüzde yüzlük gol pozisyonunu değerlendirmek düşüyor. metin vurursa gol olur, vurdu taç… Neyse şöyle,
1) Beyzboldan nefret ediyorum. Nasıl oynandığı konusunda hiçbir fikrim yok ve hayatımda hiç beyzbol maçı izlemedim. Sırf bunlar bile nefret etmem için yeterli.
2) Dünyanın şeklinin geoit olmasıyla sorunum var. En başta köşeli bir şey olsa daha iyi olmaz mıydı? Ayrıca ne kadar iğrenç bir isim o öyle, geoit?!
3) Ejderhaları seviyorum. Zeki, güçlü ve kadim olmaları bir yana en başta delikanlı yaratıklar.
4) Neydi bu yahu?
5) Evrenin son yıllarda bilim dünyasındaki popüler görüşte olduğu gibi sürekli genişlemediğine bunun yerine sonsuz olduğuna ikna oldum.
Yayınlanma 19 Ocak 2007
Kategori: Öylesine
Sende unuttum kendimi, sen de unuttun beni.
Yani vakit tamam artık,
Bu gün, bu saat, bu dakika kapanır bu dükkan.
Elveda.
Yayınlanma 15 Ocak 2007
Kategori: Aşk
badelerin diyarından
elimde dünden paslanmış bir kılıç
geliyorum sana
solmuş yaprağın çıtırtısında.
yaşanamamış günlerin anısına
koltukaltlarımda iblis kafatasları
takip ediyorum izlerini
çöl fırtınasının karmaşasında.
prensliğim sınırlarında
ve beynelmilel tüm orta dünyada
haber saldım ejderhalarıma
her dağı eritecekler
ve taşı girmiş aramıza.
ey, uzak ormanların ölümsüz prensesi!
toza dönüşen her vampirin
ve tanrının ve şeytanın
şerrinden düşmemişsem hala eğer
geleceğim
bekliyorsan sen de beni,
at tezekleriyle dolu o yoldan
sisli bir sabah
kuşatmasında kalbinin.