ardışık sevişim algoritmaları

08 Mart 2010

şiir

Kategori: n'oluyoruz — artena @ 00:25

esasında şiir;
uçurumdan düşeyazan bir adamın
düşe bakan dizeleridir çoğu zaman.

09 Ocak 2010

yakın sözlüklerinizi

Kategori: n'oluyoruz — artena @ 12:19

sözlük diyor ki:
“patron; sahibi sanayinin ve ticaretin”

diyorum işçi kardeş ne demek patron:
temmuz sıcağıyla akan terimin
düştüğü gölge,
öğle arasındaki sigarama göz diken haydut,
hayallerimin tutsaklığında başgardiyan
küfründen dişlerimi kırdığım.

sözlük diyor ki:
“devrim; hızlı, köklü, nitelikli değişim”

diyorum emektar ablam ne demek devrim:
hazırlamayışım bu sabah kahvaltıyı benim,
bir aşk ihtimaliyle çıkışım fütursuz sokaklara
tüm umarsızlığımla,
söğüt ağacının gölgesinde enginleri aşan hayallerim
panzerin karşısında en ön saftaki özgürlüğüm.

sözlük diyor ki:
“demokrasi; halkın egemenliğine dayanan yönetim”

diyorum heval ne demek demokrasi:
dersim’deki kemiklerim üzerindeki
sabiha gökçen’in gölgesi,
tüten köyümden bana kalan bir avuç toprak
o da kurşun kokan,
adıma hiç sahip olamadığım bir hayat
yoksulluğum benim gayriresmi tutanaklarda.

sözlük diyor ki:
“aşk; aşırı sevgi ve bağlılık duygusu”

diyorum kendime ne demek aşk:
elmanın da seni sevmesi değil
bir elma olmak iki tohumdan,
yekpare varoluşumuz kıyılarında uçurumların
hesapsız atılganlığımızla,
kedilerin irrasyonelliğindeki asilik
rasyonelliğinde serüvenin.

yakın sözlüklerinizi hemen şimdi
bu bir ihtilal çağrısıdır,
dememiş miydi zamanında usta
“a s lo l a n h a y a t t ı r.”

04 Ocak 2010

Cesur Yeni Yağmur

Kategori: n'oluyoruz — artena @ 13:46

Karanlık öyküler hep yağmurla başlar, ya kalabalık kentin bozuk foseptik çukurlarının ritimsizce köpürdüğü ara ve çıkmaz sokaklarda ya sessizliğinden uyunamayan ıssız ve heybetli mor dağların gecelerinde. Karanlık ki bahsettiğimiz Lovecraftvari olmaktan ziyade içtimai bir karanlık yani Dostoyevskivari/Kafkavari’dir, en çok yalnızlık ve yabancılık ekseninde soyutlanan kristalize edilmiş imgedir.

Yalnızlık durağan, yabancılık süreğendir ve karanlık durağanlığı da süreğenliği de anlamsız kılar. Zifiri bir karanlık imgesini varsaydığınızda körlemesine yürümeniz ve ayağınızın olan ya da olmayan bir çıkıntıya takılması üzerine düşmenizle durup çok sıcak veya soğuk olan havanın - ki mutlaka sıcaklık uçlardadır- sizi bayıltması ya da delirtmesini beklemek arasında sadece koyunun hangi bacağından asılacağı denli fark vardır, Kafka karakterlerinin ümitsiz çabalarıyla göle maya çalarcasına duvarlara vura vura kendilerini parçalamaları misaliyle Dostoyevski karakterlerinin mutlak iç hesaplaşmalarının onları kerte kerte delirtmesi arasındaki fark gibi.

Karanlık, yabancılığa ve yalnızlığa uygun bir imgedir, çünkü kentte 10′dan sonra ara sokaklardaki sokak lambalarını kapatırlar, oysa yaşanacak ve yaramazlık yapılacak zaman dilimidir 10 ila 4 arası. Yağmur imgesinin kullanımı ise eğretidir, abestir, bir batılının oryantalizmi denli doğasever ama doğa karşıtıdır. İsterseniz yağmuru bir doğasevici olarak ekinlere hayat veren olarak isterseniz bir yeraltı silüeti gözüyle kaldırım kenarlarında birikmiş sigara izmaritlerini kanalizasyona taşıyan ulak olarak görün, yağmur hayattır.

Şehir insanı doğayı bir kaçış ihtimali olarak sever ya da daha doğru bir ifadeyle ona uzak olduğu denli ona yakın olduğu yanılsamasıyla. Şehir insanı, yağmurdan korkar, onun ‘alıp götürmesinden’, ‘yıkıcı yapıcılığından’ ve ‘kaotik akışkanlığından’.

Ey çakma doğa insanı! İstersen asılsız bir fantezi olarak sev doğayı ama senin, belki gelecekteki izdüşümünün değil ama şimdiki senin, doğayla bir kesişme noktan olamaz. Senin doğan, ancak asfalt üstündeki solmuş yapraktadır. Bana hiç yaşamamış olduğuna duyduğun pastoral özlemlerinle gelme, sokaklarla, insanlarla gel ama ancak avlarken gördüğün geyiklerle gelme. Yağmurla gel ama şehri temizleyen ve şehri yıkan yağmurla ki yağmur nesnel bir imgedir, senin öznelliğin de korkak. Heyhat!

27 Aralık 2009

göğüslerin

Kategori: n'oluyoruz — artena @ 13:33

uyanışımda nefesi var göğüslerinin
ki bir patika ebediye dolanan,
bir an edebinin erişemediği,
yollarım uzayıp gidiyor, şikayetim de yok bundan,
uçlarında bitiyor göğüslerinin şarapkar nefesim
bir kadeh daha alsam sızacağım,
bir nefes daha,
göğüslerinin ardısı ne bilmiyorum
gözlerin burnun desen onlar ayrı alem,
kelimeler beni sıkıştırıyor,
yo hayır
kirletmiyorum.

sonsuz ancak hiçe indirgenebilir
ve nesir beceriksizlik ise
şairin intiharı
dizesiz şiirin imkansızlığıyla gelir.

25 Aralık 2009

ref: kafka

Kategori: n'oluyoruz — artena @ 16:28

gecenin iki buçuğunda boyner’den reklam mesajı almanın içevurumsal (?) hazinliği.

20 Aralık 2009

henüz değil

Kategori: n'oluyoruz — artena @ 17:14

hava erken kararıyor bu aralar
bir kat daha artıyor yolunu kaybedenler,
belalıdır kadıköy’ün sokakları bilirsin
aman vermez bir yaprağın dahi rotasız yolculuğuna,
neden sonra onlar,
bir lodosun önderliğinde rıhtıma meylediyorlar.

kayıplardan biri, adı sevgi,
çay ısmarlıyor ikimize,
‘biri açık’ diyorum.

ayakkabı siliyor çocuklar,
bilmem kaçıncı kez bahşediyor günahkarlar ayaklarını
ve üşüyor kadıköy’ün çocukları baskıya verilmemiş dizelerde
oysa her gece gülümseyerek gelirlerdi yanımıza,
neden sonra onlar,
ciğerlerince esen poyrazda rıhtıma meylediyorlar.

çocuklardan biri, adı umut,
abi, abla sileyim mi diyor,
daha yeni diyorum.

oturuyoruz ama hangi zaman kipinde,
burnum desen kitap tozunun kokusu
damağımda demi geçmiş bir çayın tortusu,
bir sigaram var geleceğe bakan, onun da adı çıkmış,
bir yanlışlık var diyorum bu işte
neden sonra ben,
karayelin suskun gölgesinde rıhtıma meylediyorum.

bir silüet, adı yok,
tanıdın mı beni diyor,
henüz değil diyorum.

dudak payı

Kategori: n'oluyoruz — artena @ 15:35

her başlangıcında çayın
niyetlendim seni yazmaya,
o kadar biliyordum ki seni,
tutuşunu sigarayı veyahut
gülüşünü en sorumsuz halinde,
kalemin her yürüyüşü
uçurumlar bırakıyordu ardında.

ayrıntıların arasındaki keşmekeşliğim
güdümsüz bir aşığın
kaosla oynaşması belki,
ama ne kadar bilsem de
kirpiklerinin yağmurda aldığı hali,
yabancıydım kötü bir günün ardından
göğüslerinde salınan bütünlüğüne,
dudak payında kaldım her denemede.

09 Kasım 2009

11 Aralık 2009

saçların değin

Kategori: n'oluyoruz — artena @ 13:23

Gün, ıslaklığıyla başlamıştı,
balıkçılar çözüyordu halatlarını
hafifmeşrep küfürleriyle takalarının,
simitçiler, şeffaf yağmurluklarını giymiştiler mutlak
elleri açıktaydı yine,
ama bir perçem düşüyordu alnına üstelik senin
yağmurun birleştirdiği nehirler değin güzel.

bulutlarda bir olağanüstü hal,
dinecek gibi değildi hani yağmur,
nerede bir çukur, doluyordu anında
ayağı kayıyordu her ahlak zabıtasının,
ara sokaklar ilkin kalabalıktı caddelerden,
olsa olsa yabancıların bayramıydı o gün,
ama ensene süzülüyordu birkaç saçın senin
ormandaki ekmek kırıntıları değin heyecanlı.

inanmazsın, telaşlı martılar yüzünden ertelenmişti vapur seferleri,
ikinci köprü kapalıydı araç trafiğine,
çıkmaz sokaklar yasaklanmış
sevdası olan alıp çıkmıştı sokağa,
bir ihtilal miydi neydi bilemedim,
ama ıslak saçların kıvrılıyordu kulaklarının arkasına senin
baldırıçıplakların göndere çektiği değin asil.

kaybedecek neyim var diyordum günlerdir,
imgesi geldi aklıma işte saçlarının
gidecek gibi de değil üstelik.

07 Aralık 2009

başka türlü (değil)

Kategori: n'oluyoruz — artena @ 16:22

kıvranıyordu bir pencere pervazında
kutsallığını çoktan yitirmiş ümitlerim,
uzanarak apartmanların damlarından
varabilseydi bile boğulacaktı gözlerinde.

yine de merak ediyor insan;
eğer bağlanmasaydı pazarlar pazartesiye,
zeus’un hesabı görülseydi prometheus’tan ötürü,
baş aşağı durmasaydı şu dünya ya da
düşmeseydi elma dalından,
gelebilir miydim bulutların himayesiyle sana
üstelik bir gecenin dördüyle.

kandırmamalı elbet kendini;
ikimiz arasındaki en kısa yol muhakkak,
seraplar arasındaki avare bir devenin
sonsuz yolculuğu hörgüçlerinden sızan.

04 Aralık 2009

Ütopya

Kategori: n'oluyoruz — artena @ 05:00

korkularımla geldim işte,
bir yanımda dünün izdüşümü
yamalı bir abajur,
berisi istiklal kalabalığında
yitimidir sesimin.

ziyaret-i sebebim,
özdeş ki göçmen kuşlarla
ama küresel ısınma şaşırtmıştır rotalarını,
bir de ben yaz ortasında üşürüm
sırf paranoyaklığımdan.

elbet yine gideceğim,
yollarım amaç
araç, değdiğim hanlar ancak,
her yol yürümek üzere gidilesi,
yaşamadıklarımızdır özlediklerimiz.

Sonraki Sayfa »

WordPress üzerine kurulmuştur